Günah Kavramı

yanan-el

a-Günah Kelimesinin Anlamı:
‘Günah’ kelimesinin aslı Farsçadır.
Kur’an’da ‘cünâh’ şeklinde geçen bu kelime, ‘günah’ olayını anlatan kavramlardan yalnızca bir tanesidir.
Kur’an, günah kavramaını tanıtmak için bir çok kelime kullanmaktadır. Bu kelimelerin her biri insanın yaptığı her bir hatanın türünü, hatanın yapılış mantığını, ya da günahın arkasında yatan niyeti ifade etmektedir. Günahı anlatan her bir kavram, insan davranışının sebebini ve psikolojik yapısını açıklar. Bir başka deyişle günâhı ifade eden her bir kelime hatanın nasıl bir hata olduğunu ortaya koymaktadır.
‘Cünâh’ kelimesi Kur’an’da yirmibeş defa yer almaktadır. Ancak bu kelime ya ‘lâ cünâha’, veya ‘leyse cünâha’ şeklinde geçmektedir. ‘Bir günah yoktur, bir sakınca yoktur veya mahzur yoktur, günah olmaz, günah işlenmiş olmaz’ gibi anlamlara gelen bu kelimenin Kur’an’da bu şekilde yer alması oldukça dikkat çekicidir.
‘Cünâh’ kelimesinin sözlükteki karşılığı ‘ism-hata’ sözcüğüdür. Aşağıda anlatılacağı gibi ‘ism’ kelimesi de Kur’an’ın insanın hatalı davranışlarını nitelendirmek için kullandığı kelimelerden birisidir.
Allah’ın emrine karşı gelme, yasaklarını bilerek çiğneme, İslâmın ilkelerinden sapma, ihmal etme, sürçme ve karşı gelme gibi hatalı fiilleri tanımlamak için Türkçe’de ‘günah’ kelimesini kullanıyoruz. ‘Cünâh’ kelimesi bu hataların yalnızca bir kısmını, ‘ism’ sayılan çeşidini ve biraz da mahzurlu (sakıncalı) olan davranışları anlatmaktadır.
Şu örneklerde olduğu gibi:
“Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın işaretlerindendir. Böylece kim Ev’i (Kâbe’yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir cünâh (günah-mahzur) yoktur…” (2 Bekara/158)
“Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa veya savaş için çıktığınızda), kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir cünâh-mahzur yoktur (sizin için günah değildir)…” (4 Nisa/101)
Kur’an günah olgusunu ifade etmek üzere onbeş kadar kelime kullanmaktadır. Bunların arasında bir anlam yakınlığı olsa bile, her biri başka bir hataya, hatanın farklı bir boyutuna işaret ederler. Ancak hepsinin ortak noktası; nefse, şeytana, karanlık ve kötü işlere yenik düşmeyi, sıkıntıyı ve ızdırabı, toplumsal huzursuzluk ve kaosu, çirkin ve bayağı davranışları, dengeyi bozmayı ve haddi aşmayı ifade etmeleridir.


b-Günah Olayını Anlatan Diğer Sözcükler:

Kur’an’ın ‘günah’ olayını anlatmak üzere kullandığı kelimeler şunlardır:
İsm, seyyie, münker, isyan, fahşâ, fısk, zenb, cürm, fücûr, vizr, şekâvet, rics, habis, zulm, şikak ve cünâh. Bunlardan bir kısmını çalışmamız boyunca müstakil madde olarak inceledik. Burada ayrı madde olarak almadığımız günah türlerini kısaca açıklamak istiyoruz.

1-İsm:
Kişiyi sevaptan alıkoyan, geri bıraktıran ve yapılmasıyla hayr’dan uzaklaştıran ameldir. (Müfredât, s: 10) Bu ameli işleyen sonunda ceza kazanır. Günah kavramının karşılığıdır.
Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Birr, kalbinin (nefsinin) kendisiyle tatmin olduğu şey, ‘ism’ ise, göğsünü sıkan (seni huzursuz eden) şeydir.” (Müslim, Birr/5, Hadis no: 2553, 4/1980. Buharí, A. b. Hanbel, nak. Müfredat, s:10, Ş. İsl. Ans. 3/197)
Kur’an, haram etleri yemeyi, içki içmeyi, kumar oynamayı, adam öldürmeyi, düşmanlık yapmak üzere yardımlaşmayı, başkalarının malını haram yoldan yemeği, iftira atmayı, Allah’a şirk koşmayı, Allah’tan gelen vahy’e değil de kendi hevasına uymayı ve benzeri hataları ‘ism’ diye nitelendirmekte ve haram saymaktadır.
Kur’an, ‘ism’in açığını da gizlisini de mü’minlere haram sayıyor. (6 En’am/120) ‘İsm’ diye nitelenen günahların büyüklerinden sakınmak Allah (cc) katında daha hayırlı ve daha süreklidir. (42 Şura/36-37)
Kur’an mü’minlere ‘…Birr (her türlü iyilik) ve takva (Allah’tan hakkıyla sakınma) hususunda yardımlaşın, ism (günah) ve haddi aşma (düşmanlık) hususunda yardımlaşmayın…” (5 Maide/2) diye emretmektedir. Şüphesiz ‘ism’ mü’mini hayr’dan, takvadan ve Allah (cc) rızasından uzaklaştırır, onu sıkıntıya ve cezaya yaklaştırır. (Maddeler için bak: Birr, Hayr, Takva)

2-Zenb:
Sözlükte kuyruk anlamına gelen ‘zeneb’ kelimesinden türemiştir.
Hoş olmayan sonuçlar doğuran bütün fiiller hakkında kullanılır ki, meydana getirdiği sonuca göre değerlendirilen işler demektir. Buna göre kişinin yaptığı iş sonuç itibariyle ona vebal yüklüyorsa, ceza almasına sebep oluyorsa o işi ‘zenb’tir.
Kur’an’da tekil ve çoğul olarak sık sık günah, kulların işlediği suç ve vebâl karşılığı olarak geçmektedir.
‘Zenb’in çoğulu ‘zünûb’tur.
Allah (cc) ‘zenb’leri (günahları) bağışlayandır. Zaten O’ndan başka günahları kim bağışlayabilir? (27 Şuara/14. 40 Ðafir/3. 39 Zümer/53. 17 İsra/17)
Allah (cc) Hz. Peygamberin geçmiş ve gelecek ‘zenb’lerini (hatalarını) bağışladığı gibi O’nun, mü’minlerin de bağışlanmaları için dua etmesini istiyor. (48 Fetih/2. 47 Muhammed/19) İnkârcı olarak, ya da tevbe etmeden ölenlere öldükten sonraki dirilişte, haşr zamanı zenb’lerini (günahlarını) itiraf edecekler. (67 Mülk/11)
Kur’an, Allah’ın, bütün kullarının zenb’leri için yeterli olduğunu, hepsini olduğu gibi bildiğini (17 İsra/17. 25 Furkan/58), ceza verdiği insanları veya toplulukları yalnızca onlara ait zenb yüzünden cezalandırdığını haber veriyor. (3 Âli İmran/11. 6 En’am/6. 8 Enfal/52, 54. 40 Gafir/21) Bu âyetlerde dikkat çeken bir nokta da; kâfirlerinin inkârcılığının ‘zenb’ olarak nitelendirilmesidir.
Allah (cc)ı seven mü’minler Peygamber’e tabi olurlar. Böylece Allah da onları sever ve onların ‘zenb’lerini bağışlar. (3 Âli İmran/31) Mü’minler sürekli olarak zenb’lerinin bağışlanması için dua ederler (3 Âli İmran/13,147, 192) bir ‘fahişe-çirkin iş’ yaptıkları ya da suç işleyerek nefislerine zulmettikleri zaman, bu ‘zenb’lerinden dolayı Allah’tan bağışlanma dilerler. (3 Âli İmran/135).

3-Vizr:
‘Vizr’in aslı ‘vezr’dir ki bunun sözlük anlamı, sığınılan dağ geçidi veya oyuk demektir. ‘Vizr’ günah, borç, yük ve bazen de sorumluluk anlamına gelmektedir.
Aynı kökten gelen ‘vezir’, işi yüklenen demektir ki yöneticinin sorumluluğunu paylaşan kimselere de vezir denmektedir. Nitekim Hz. Musa (as) duasında Hz. Harun’un kendisine ‘vezir-yardımcı’ olarak verilmesini istemişti. (20 Tâhâ/29-32)
Kur’an, suçun şahsiliği gibi evrensel bir prensibi ‘vizr’ kelimesiyle ifade ediyor:
“….Her nefis kendi aleyhine yaptığını kazanır. Hiç kimse bir başkasının ‘vizr’ini (yükünü-günahını) yüklenmez…” (6 En’am/164, ayrıca bak. 17 İsra/15. 35 Fatır/18. 39 Zümer/7. 53 Necm/38)
İslâm’a göre herkes kendi yaptığından sorumludur. Hiç kimse bir başkasının işlediği suçtan dolayı ceza çekemez. Fıkıhta denir ki ‘Ukubâtta niyabet caiz olmaz’, yani bir kimsenin cezasını vekâleten, onun yerine bir başkası çekmez Bu bakımdan İslâm, Hırıstiyanlıktaki ilk günah olayını, ya da günahın babadan oğula geçmesi inancını reddetmektedir.
Fakat nasıl ki iyi bir çığır açmak, sevap işlemesine sebep olmak insana sevap kazandırırsa; günaha sebep olmak, günahın işlenmesine zemin hazırlamak, kötü (münker) bir gelenek başlatmak, kişiyi günah kazandırdığı gibi, o günahı işleyenlerin günahlarında bir eksilme olmadan ona ilave bir ‘vizr’ kazandırır. (Bakınız: Bid’at)
Kötü bir çığır açmanın ‘vizr’ini yüklenmek kötü olduğu gibi, bir takım insanları cahillikleri sebebiyle doğru yoldan saptırıp inkâra ya da günaha sürüklemek te büyük bir vebâldir, ağır bir vizr (yük)dir.

4-Habis:
Sözlük anlamı pis, pislik, temiz olmayan demektir ve Kur’an’da bazen günah işler hakkında kullanılmaktadır.
‘Habis’in zıddı ‘tayyib-güzel, hoş’ kelimesidir.
‘Habis’ kelimesi, yaratılış yönünden pis olan şeyler hakkında kullanıldığı gibi (7 A’raf/157), değersiz şey, günah, hata ve suç anlamında da kullanılmaktadır. (2 Bekara/267)
‘Habis’ bir yerde inkarcı, inat ve isyancı, günah işlemekten çekinmeyen, böylece nefsini günah pisliğine bulaştıran, ‘tayyib’ de Rabbine itaat ederek günahların pisliğinden kendini koruyandır. Kur’an, ‘habis’ ile ‘tayyib’ olanın kesinlikle birbirinden ayrı olduğunu söylüyor. (3 Âli İmran/179. 8 Enfal/37) İslâm, ‘habis’i ve ‘tayyib’i gösteren, öğreten ve birbirinden ayıran bir ilâhí düzendir.
‘Habis’le ‘tayyib’ hiç bir zaman aynı olamazlar. (5 Maide/100). Bazen ‘habis’in veya ‘habislerin-günahkârların’ sayıca çok oldukları için üstündür, öndedir ve her bakımdan güzeldir.
Küfre düşenler Allah’ın katında murdardırlar. Onlar birbirleri üzerine hakimiyet kurarlar, küfr işinde birbirlerine yardımcı olurlar, ama hepsi de Cehennem’e atılırlar. (8 Enfal/37)
‘Habis’in günah anlamında kullanıldığını şu âyet daha açık bir şekilde göstermektedir: “Lût’a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu habis (çirkin-günah) iş yapmakta olan şehirden kurtardık….” (21 Enbiya/74) Bilindiği gibi Lût kavminin işlemiş oldugu günah, gerçekten bir pislik ve anormal bir ilişki olan homoseksüellikti.
Günahtan ve isyandan kaçıp, Allah’ın koyduğu ölçülere uygun yaşayan insanlardan meydana gelen bir toplum, tıpkı ürününü en güzel şekilde veren bir beldeye, ya da bir ağaca benzer. ‘Habis’ (günahkâr, suçlu, ya da günahlar sebebiyle murdar hale gelmiş) kimselerin yaşadığı toplum da, ürün vermeyen toprağa, yemiş yetiştirmeyen kötü ağaca benzer. (7 A’raf/58. 14 İbrahim/26)
Habis erkek ve kadınlar hem dünyada hem de ahirette birbirlerine yakışırlar, birbirlerine uygundurlar. Çünkü onlar, çirkin, murdar, zararlı, günahlardan kaçınmıyorlar, günah konusunda birbirlerine yardım ediyorlar, bazen de beraber işliyorlar. Bu habis kimselerin başında mü’minlere iftira atanlar vardır. (24 Nûr/26)

5-Şikak:
‘Şikak’ sözlükte, bütünden ayrılıp muhalefete geçmek, bütüne ters düşmektir.
Tevhid, bir bütündür. İnkârcılık, şirk koşma ve nifak Tevhid’in bütünlügünü bozduğu gibi, Tevhid’in ahengine uymayan davranışlar da o bütünlüğü bozar. Tevhid’e inanan bir mü’min, öncelikli olarak Allah’ın birliğini tasdik eder. Sonra da bu inancın etrafında içiçe daireler halinde olan Tevhid’in diğer unsurlarını kabul eder. İnkâr etmek, bu birliği bozar, isyan ederek günaha dalmak bu birliğin ahengine ters düşmek olur.
‘Şıkak’, yani Tevhid’in ilkelerine ters düşmek insana zorluk ve sıkıntı verir. Bu sıkıntıya -Türkçe’de de kulanılan- meşakkat denilir.
Kur’an’ı inkâr edenler uzak bir ‘şikak’ içindedirler. Bu da bir anlamda suçların en büyüğü, sapıklığın ta kendisidir. (41 Fussilet/52) Küfre sapanlar, Allah’ın gönderdiği Din’den ayrılarak ona muhalefet ederler. Hatta O’na karşı boş bir gurura düşerler. (38 Sad/2) Küfrederek, ya da inkârcılığa düşerek zalim olanlar Hakk’ın uzağına düşmüş, Tevhid bütünlüğünden uzaklaşmış kimselerdir. (22 Hacc/53) Kur’an, aile birliğini parçalamaya da ‘şikak’ demektedir. (4 Nisa/35)
Günahı ifade eden diğer kavramları ilgili yerlerde, diğer anlamlarıyla birlikte açıklamaya çalıştık.

(Toplam 32 , bugün 1 )

İlgili konular

Leave a Comment