Hoşgörülü ve Affedici Olmak

kopek-kediler

Hoşgörü, insanların olumsuz gördüğümüz davranışlarını anlayışla karşılamak, hatalara sabretmek, farklılıkları olgunlukla karşılamak, onlara karşı olumsuz tavır ve davranışlarda bulunmamaktır.

Hoşgörülü olmak, insanların kusurlarını, hatalarını görmezlikten gelmek, onları affetmek, hatalarını açığa vurmamak, farklı inanç ve yaşam tarzına saygı göstermektir.

İnsanlar bazen farkında olmayarak, bazen elinde olmayarak, bazen unutarak, bazen doğru olduğuna inandığı için, bazen bilmeden, bazen istemediği halde içinde bulunulan şartların gereği olarak veya duygularına kapılarak hoş olmayan tavır ve davranışlarda bulunulabilirler.

İnsanların davranışlarını, yaşadığı aile ortamı, aldığı eğitim, yaşadığı çevre ve arkadaşları şekillendirir.

İnsanların aldığı eğitim, yaşadığı çevre, değerleri, inançları ve kültürleri farklı olabilir. Birine göre normal olarak kabul edilen bir davranış, bir başkasına göre anormal bir davranış olarak görülebilir.

Olumsuz davranışlarla karşılaşan kişinin, öfkesine yenik düşmeyip sabırlı olması, olumsuz davranışta bulunan kişinin içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışması, olayı ve olayın nedenini araştırması, kişinin sağlıklı karar vermesini ve daha büyük hata yapılmasını önler.

Ormanlar Kralı Aslan, farenin acilen huzuruna getirilmesini ister. Haberciler fareye giderler ve durumu anlatırlar. Fare kızarak gelmeyeceğini söyler. Durum Ormanlar Kralı Aslana bildirilir. Aslan farenin yanında kimin olduğunu sorar. Farenin yanında eşinin olduğu bilgisini alınca, durumu anlayışla karşılar… kıssadan hisse almak lazım.

Peygamberimiz zamanında şöyle bir olay meydana geliyor: Peygamberimiz ve ashaptan bazıları mescitteyken dışarıdan, çölde yaşayan bir bedevî gelir ve durup dururken mescidin bir köşesine idrarını yapar. Orada bulunan ashap o adama çok kızarlar. Onun üzerine yürümek isterlerken Peygamberimiz onları engeller. Peygamberimiz çöllerde yaşayan bedevîlerin tuvalet adabı olmadığını, bu hareketin onun gözünde sıradan bir iş olduğunu biliyordu. Bedevinin kirlettiği yere bir kap su döktürür. Hatalı davranışta bulunan bedeviyi toplumun içinde mahcup etmez, küçük düşürmez…

Hz. Muhammed (sav) hatalı bir davranış gördüğünde insanlara kızmazdı, hatalarını yüzüne vurmazdı, onları rencide edecek tavır ve davranışta bulunmazdı. İnsanların huzuruna çıktığında: “ Bazılarınıza ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyor…” derdi ve konunun nasıl olması gerektiğini söylerdi.

Tarihimizde yüzyıllar boyunca farklı inanç grubundan olan insanlara hoşgörü ile yaklaşılmış, onların inanç ve ibadetlerini yerine getirmeleri için her türlü kolaylıklar gösterilmiştir. Her beldeye bir caminin yanına, kilise ve havra açılmasına engel olunmamış, aksine yardımcı olunmuştur.

İnsanlar içinde yaşamış oldukları toplumun bir parçası olarak toplumun kurallarına uymak zorundadırlar. Zaman zaman insanlar arasında günlük hayatın bir parçası olarak öfkelenme, dargınlık, yaralama ve bazen de ölümle sonuçlanan olaylar meydana gelebilir.

İnsanlar birbirlerini üzecek tavır ve davranışlardan kaçınmalıdırlar. İnsanların nerede, ne zaman ne kadar, nasıl konuşacağını, nerede, nasıl davranacağını öğrenmesi ve bunları davranış haline getirmesi gerekir. Çoğunlukla bunun öğretileceği yer ailedir.

“Eline, beline ve diline sahip ol.” Sözü insanın nasıl davranması gerektiğini özetliyor. Söz ağızdan çıkana kadar insan sözüne hakimdir. Söz ağızdan çıktıktan sonra söz insana hakim olur.

İnsan söyleyeceği sözünü seçerek konuşmalı. Karşısındaki insanı kıracak, rencide edecek söz ve davranışlardan kaçınmalıdır. İnsan öfkelendiğinde öfkesine yenik düşmemelidir. İnsan ya güzel söz söylemeli ya da susmalıdır.

İnsanların birbirlerini affetmemesi halinde toplumda huzursuzluklar, düşmanlıklar ve kavgalar sürer gider. Bazen kan davasına dönüşür ve yıllarca nesilden nesile devam edebilir.

İnsanlar sorunlarını şiddet yoluyla değil, konuşarak, olmadı güvenilir insanların hakemliğinde çözmelidirler. Şiddet bazen daha büyük sorunların doğmasına neden olur.

Şiddete ve haksızlığa uğradığına inanan insan yaralı aslan gibidir. İçindeki kini büyüterek yaşar. Çevresindeki insanlara aynı kini aşılamaya çalışır. Psikolojisi bozulur. Ailesine ve çevresine zarar verir.

Aslında “İyiliğe iyilik her kişinin karı, kötülüğe iyilik er kişinin karı” sözü çok şeyi özetliyor.

Kuran-ı kerimde Allah (cc) şöyle buyuruyor: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. “ (Fussilet-34)

Sorunlar konuşularak, akılla, taraflar ikna edilerek çözülmelidir. Peygamberimiz: “ İnsan haklı olduğu halde susarsa Allah ona cennette bir köşk verir” buyurmuştur. Affetmek erdemliliktir.

İnsana islediği bir suç dolayısıyla verilen ceza çoğu zaman insanı ıslah etmez. Daha fazla hırçınlaştırır ve intikam duygusu ile yaşar. Bu kişi bir öğretmen veya bir memur ise performansı düşer. Affedilirse, o insan çoğu zaman hatasını anlar ve yaptığı hatadan pişmanlık duyar. Görevine daha bir şevkle bağlanır. İşyerindeki verimliliği artar.

Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde: “ Müslüman, elinden ve dilinden başka Müslümanın zarar görmediği kimsedir. Müslüman kendisi için istediğini başkası için de istemedikçe, kendisi için yapılmasını istemediği şeyi başkası içinde istemedikçe hakiki mümin olamaz” buyurmaktadır.

İnsan duyguları ile değil, aklı ile hareket edip olaylar karşısında empati yaparsa daha az hata yapar. Daha çok dostu olur. İnsanlar, aralarındaki anlaşmazlıklar dolayısıyla kavga etseler veya küsseler bile bu dargınlık üç günden fazla sürmemelidir.

İnsanların hatalarını olgunlukla karşılamak ve affetmek erdemliliktir. Hatasız dost arayan dostsuz kalır. Önemli olan insanlar arasında kavgaya ve husumete neden olacak davranışlara engel olmak gerekir.

İnsanlar iyilik yapmada yarışmalı. İnsanlar farklılıklara değil, ortak noktalara bakmalı, empati yapmalı, sorun oldukların inandıkları şeye karşısındakinin gözüyle baksa ( aynı şey bana yapılsa ben ne yapardım…) sorunlar çoğu zaman sorun olmaktan çıkar…

Hz. Muhammed (sav) Taife insanlara İslam’ı anlatmaya gittiğinde onu taşlıyorlar, yara bere içerisinde kalıyor. Buna rağmen kendisine eziyet eden insanları affetmiş, onlar hakkında beddua etmemiş ve onlar hakkında hayır duada bulunmuştur.

Hz. Muhammed (sav) Uhud savaşında amcası Hz. Hamza’yı şehit ettiren, hırsın alamayıp göğsünü yarıp ciğerini çıkarıp dişleyen kadını bile affetmiştir.

Allah Kuran-ı Kerimde: “Kötülüğün karşılığı onun misli olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse artık onun ecri Allah’a aittir “(Şura Suresi, 40)buyurmaktadır.

Allah insanları affetmeyi, onlara karşı yumuşak davranmayı emrediyor: “Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.) (Aliimran-159)

Hz. Muhammed (sav), insanları olduğu gibi kabul eder, şahsına karşı yapılan kusur ve hatalarda affedici davranır, insanlara kin gütmez, insanların arkasından konuşmaz, insanlar hakkında onların hoşlanmayacağı tavır ve davranışlarda bulunmazdı ve onların hata ve kusurlarını aramaz, insanları affederdi. Bir hadis-i şerifte şöyle deniyor: “–Kim bir Müslüman’ın bu dünyada bir ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun bir ayıbını örter.”

Kuran- Kerimde: “Onlar ki bollukta ve darlıkta harcarlar, öfkelerini yenenler ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever ” (Al-i İmran Suresi, 134)

Hz. Yusuf kendisine tuzak kurup kuyuya atan kardeşlerini, onlara her türlü cezayı verebilecek güce sahip olmasına rağmen onları affetmiştir. “Dedi ki: Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur Sizi Allah bağışlasın O merhametlilerin en merhametlisidir ” (Yusuf Suresi, 92)

Toplumumuzda kardeşler arasında mal paylaşımı yüzünden dargınlığa hatta düşmanlığa varan davranışlar var. En acısı konuyu bilmeyen çocuklar anne ve babaların tavırları yüzünde amcalarına, halalarına, teyzelerine, dayılarına kısacası birbirlerine en yakın olması gereken akrabalarına karşı düşman olarak yetiştirilmektedir.

Aileler arasındaki anlaşmazlıklar çocuklara hissettirilmeden sadece tarafların katılacağı toplantılarda çözülmeli. Sorun taraflar arasında çözülemiyorsa, konuyu bilen tarafları tanıyan güvenilir insanların hakemliğin müracaat edilmelidir.

Sorunların duygulardan uzak, akılla çözülmesi önemlidir. Taraflar anlaşamayıp mahkemeye düşülmesi halinde bile aileler arasında husumet bitirmiyor, aksine körüklüyor. Yaralar iyileşse bile izi kalıyor.

İnsanlar birbirlerini affedince dostluklar kuvvetlenir, insanların psikolojileri bozulmaz, toplumda huzur ortamı oluşur. En önemlisi insanlar zihnen ve bedenen mutlu olur. Mutlu ve huzurlu yaşamanın önü açılır. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. İnsan neyi ekerse onu biçer.

Bir gün sahabe peygamberimize “Hz. Aliyi niçin çok sevdiklerini “sorarlar.
Peygamberimiz onlara şu soruyu sorar: Biri size bir kötülük yapsa siz ona ne yardınız?
Sahabe: – Biz onu affederdik.
Peygamberimiz : – Yine kötülük yapsa ne yapardınız?
Sahabe: – Yine affederdik.
Peygamberimiz : – Yine kötülük yapsa ne yapardınız
Sahabe: – Biz de ona kötülük yapardık diye cevap verirler.
Peygamberimiz Hz. Aliyi çağırır ve ona aynı soruyu sorar :– Ya Ali bir kişi sana bir kötülük yapsa sen ona ne yapardın?
Hz. Ali: – Ben onu affederdim ve ona iyilik yapardım.
Peygamberimiz :– Sana yine kötülük yapsa ne yapardın?
Hz. Ali: – Ben onu affederdim ve ona iyilik yapardım.
Peygamberimiz :– Sana yine kötülük yapsa ne yapardın?
Hz. Ali: – O bana ne kadar kötülük yaparsa yapsın ben onu affeder ve ona iyilik yapardım der.
Peygamberimiz :– aranızdaki bu farktan dolayı der.

Sözlerimizi duaların en güzeli ile bitirelim: “Allah’ım Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet”

Öfkemize yenik düşmeyip, aklımızla karar vermek ve affedici olmak dileğiyle…
Hurşit Ekinci

Bu konuyu oyla
(Toplam 82 , bugün 1 )

İlgili konular

Leave a Comment