ney-ufleme

Sufi Kime Denir?

Seyr-i Süluk Tasavvuf

Velilerden Abdülvâhid b. Zeyd’e, “Size göre sûfî kimdir?” diye sorulunca, Hazret şu cevabı vermiştir:
“Akıllarıyla sünneti tam anlamaya gayret eden, kalpleriyle ona bağlanan ve nefislerinin şerrinden de devamlı Cenabı Hakk’a sığınan kimseler, gerçek sufilerdir.”

İşte sufinin tam tarifi ve kâmil mürşidin gerçek hâli budur.
Onlar ne kadar güzel amel etseler, kendilerine güven gelmez. Çünkü takva yolunda acziyet esastır. Bu yolun imamı Hz. Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) şu duası bu edebin esasıdır.

“Allah’ım! Beni, bir göz yumup açma zamanı kadar da olsa, nefsimin eline bırakma! Beni, küçük bir çocuğun anne-babası tarafından korundu¬ğu gibi himayet et!”

Hakk yolunun yolcuları, Efendimiz(s.a.v.) ’in haşyet, sekînet, heybet, tazim, rıza, sabır, zühd, tevekkül gibi hallerinden de nasiplerini alıp Allah Rasûlüne (s.a.v) tam manasıyla uyarak, sünnetini en güzel şekilde ihyâ etmişlerdir.
Sufilerin, Rasulullah’a (s.a.v) uymakla elde ettikleri en şerefli ahlak, işte bu tevazu ve hiçliktir. Bu ahlak devamlı Allah Teâlâ’ya muhtaç olduğunu bilme hâlidir. Bu hâle ulaşmak için kalbin ilahi marifetle açılması gerekir. Ayrıca yakîn nûruyla kulun iç âlemi aydınlanmalı, kalbiyle ilahi huzura ulaşmalı, Cenab-ı Hakk’la özel muhabbet ederek sırrı her şeyden uzaklaşmalıdır.
Bütün bunlardan sonra Sufînin nefsi, emredilen her şeyi yapma durumuna gelebilir. Ama bütün bunlarla beraber bu kul, nefsini bütün kötülüklerin kaynağı görür. Nefsin bir ateş gibi olduğunu, onun bir kıvılcımıyla bütün âlemin yanabileceğini bilir. Ayrıca nefiste bir istikrar bulunmadığını, onun her an değişik bir hâl içine girdiğini farkeder ve uyanık durur.

Allah Teâlâ’nın lutfuyla nefsinin gizli sıfatlarını tanıyan kul, onun kö-tülüğünden devamlı Allah Teâlâ’ya sığınır, O’ndan yardım ister. Bu durumda nefis, kulu devamlı Rabbine sevkeden ve O’na sığınmaya zorlayan bir vesile olur.
Mürid hak yoluna giren ve mürşid elinde terbiye gören kimse demektir. Mânevî terbiye yoluna giren kimselere tasavvufta sâlik, mürid, sufi, derviş, gibi isimler verilir. Bu isimler genelde her mürid için kullanılır.
Fakat sufi, mürşid, şeyh gibi isimleri mânevî terbiyesini bitirmiş rehber insanlar hakkında kullanmak daha yerinde olur.
Çünkü tasavvuf yoluna giren herkes için, yukarıda anlatılan yüksek ahlakî özellikleri bulmak mümkün değil. Bulunması da kolay değildir. Bu-nun elde edilmesi için, Cenab-ı Hakk’ın özel desteği yanında, büyük bir gayret gerekmektedir.
Kur’an-ı Hakim’de “mukarrabûn, muttakî, muhsin, muhlis, veli, ebrar, salih” gibi sıfatlarla anlatılan kâmil müminlere tasavvufta kısaca “sufi” ismi verilmiştir.

Arifler, mânevîyat yolcularını genel olarak üç gruba ayırır ve üç ayrı isimle tarif ederler:
1. Sûfî,
2. Mutasavvıf,
3. Mübtedî-müteşebbih.
Takva sahibi olabilmek (muttakî) ve Allah Teâlâ’yı tanımak (Marife- tullah) için tasavvuf yoluna girenlere halk “sûfî” ve ya yaygın kullanımıyla’ “sofi”derler. Ancak bu isimlendirme mecazidir, hakiki manasında değildir.
Çünkü yukarıda da değindiğimiz gibi esasen “sûfî” ismi, terbiye işinin başında olanlara değil, sonunda olanlara ve Kur’an-ı Hakim’deki ifadesiyle “muttakî” sıfatını alan kâmil Müslümanlara verilen bir isimdir.

Arifler, aldıkları terbiye derecesine göre hak yolcularını şöyle tanıtırlar:
“Allah için tövbe edip sevgi ve iradesiyle ariflerin yoluna giren, gücü yettiği kadar onların tavsiyelerini yapmaya çalışan, fakat henüz kendilerinin güzel sıfat ve ahlakına sahip olamayan kimseye, mutasavvıf denir.
Bu anlamda mutasavvıf olan birisine sufi denmez. Gerçek manasıyla sufi, İlâhi huzurda kabul görmüş velilerin haline sahip olan velilere verilen bir isimdir.

Bu ikisinden başka, zahiren onlara benzeyip hal ve hareketlerinde onlar gibi olamayan kimseye, onlara sadece benzemeye çalışan (müteşebbih) veya sûfilerin yoluna yeni giren (mübtedî mürid) denir.”
Zahiren de olsa, sufilere benzemeye çalışan (mübtedî-mürid), velilerin yoluna ve onların halinin güzelliğine inanıp kendi isteği ile Allah dostları gibi olmak istiyor demektir.

Ancak kalbinin katı, nefsinin azgın, nasibinin az olmasından ve gücü yetmediğinden dolayı velilerin ulaştığı güzelliklere ulaşamamıştır. Buna rağmen o, içindeki iman ve Allah sevgisi sayesinde sevdiği Allah dostlarının arasına katılacak ve onların topluluğu arasında kabul edilecektir.

Zira bu haliyle o kimse:
“Kim bir kavme benzerse, o da onlardan sayılır” hadis-i şerifinin müjdesine muhatap olmuş oluyor. (Ebû Dâvud, Libas, 4; Ahmed Müsned, 2/50)

Samimi sevgi insanı sevdikleri ile buluşturur. Böylece gücü yetmese bile bu tür insanlar, velilerle eşit derece ve benzer sıfatta olmadıkları halde; sırf güzel niyeti, samimiyeti ve binlerce insan grupları içinden Allah’ın dostlarını tercih etmesi yüzünden nice güzelliklere, bereketlere, iyiliklere kavuşur.

Yeryüzünde insanlar arasında yayılan isimler değil, Allah katında ve melekler arasında, göklerde anılan güzel sıfatlar önemlidir.
Yeryüzünde dış görünüşleri itibariyle fakir, garip, kıymetsiz gibi gözü-ken öyle Allah dostları vardır ki, kimse onlara itibar etmez. Sözlerini dikkate almaz, selam bile vermez. Fakat onlarda öyle bir gönül dünyası ve edep hali vardır ki, Allah katında bu zatların sözleri dinlenir, duaları kabul edilir, istekleri gözetilir. Melekler bile onları ziyarete gelir, selam verir, kendilerine hürmet gösterir.
Bu sebeple her insan gizli bir hazine gibi görülmeli, kılık kıyafete asla aldanmamalı. Hiç kıymet verilmeyen bir insanın Allah dostlarından birisi olabileceğini düşünerek, herkese karşı edepli davranmalı, tevazu göstermelidir. Arifler sufiyi güzel ahlaklarına göre tarif etmişledir.
Biz bu tariflerinden bir kaçını nazım halinde takdim ediyoruz:

Sufi denir, özü temiz, kalbi safi olana;
Hû deyip Hak ile benliğini bulana.
Sufi, ariftir, işi hakkı tariftir,
Mevla’yı zikrettirir kendisine bakana.

Sufi, edeple süslü, sevgiyle yüklüdür,
Kibretmez, tevazu gösterir halka
Sufi, halkı ölü sayar, daima Hakk’a bakar,
Fânî görür de, gönül vermez dünyaya.

Sufi, yağmur gibi rahmet olur âleme,
İhsanı umumidir dostuna düşmanına.
Sufi, her şeyini Hakk’a feda eder;
Düşünse ancak hayır gelir aklına.

Sufi, asla ben demez, nefse yol vermez,
Her an muhtaç olduğunu bilir Yüce Mevla’ya
Sufi, halini halka şikayetten haya eder,
Derdini Rabbine açar, teslim olur kazaya.

Sufi, yeryüzünde ilâhi bir delildir,
Her haliyle şahittir Allah’ın varlığına.
Sufi, Peygamber aşığı, Allah dostudur;
Sen de dost olursun, girersen halkasına.

(Toplam 335 , bugün 1 )