yardimlasan-cocuk

Yardımseverlik Kavramı

Değerler Eğitimi Çocuklar İçin Din Eğitimi

Yardımlaşma: Yardıma ihtiyacı olan insanlara, ihtiyacı olan yardımı yapmak, maddi ve manevi olarak destek olmak, var olan imkanları paylaşmak ve ihtiyaç olması halinde birlikte çalışmaktır.

Bir kişinin tek başına yapamayacağı yada güç yetiremeyeceği işleri ; başka insanların yetenekleri , imkanları ve yardımları ile birlikte yapması da yardımlaşmadır.

Paylaşma: İnsanların sahip oldukları imkanları; ihtiyaç sahibi olan insanlara imkanlar ölçüsünde yardım etmesi gerektiğinde aralarında bölüşmesi, sevinçlerine ve üzüntülerine ortak olmasıdır.

İnsanlar deprem, savaş, sel, yangın, doğal afet, iflas, ölüm, hastalık, kaza… gibi beklenmedik felaketler karşısında yardıma ihtiyaç duyarlar.

İnsan, gün olur gücü yetmez, gün olur aciz düşer, gün olur felakete uğrar, gün olur sevinçli veya üzüntülü anları olur, gün olur yalnız kalır… insan darda kaldığında veya mutlu olduğunda sevdiklerini yanında görmek ister…

İnsanların ihtiyaç duyduğu yardımlar; bazen maddi olur, bazen manevi olur, bazen psikolojik olur. Bazen maddi yaralar kapanır. Kaybedilen paralar yeniden kazanılabilir ancak travmalar, manevi acılar zor unutulur. Unutulsa da iz bırakır. Zor zamanlarda insanların teselliye ve psikolojik yardıma ihtiyacı olur.

İnsanların yardıma ihtiyaç duydukları zor zamanlarında yanlarında olunmalı, ihtiyaçları karşılanmalı, üzüntüleri paylaşılmalıdır. İhtiyaç sahibi insanların; maddi ihtiyaçları varsa temin edilmeli, manevi ihtiyaçları varsa; manevi destek verilmeli, teselli edilmeli, moral verilmelidir…

İyi günlerde insanların etrafında “ iyi gün dostları” çok olur. Önemli olan zor günde insanın yanında olabilen dostlara ihtiyaç vardır. Gerçek dostlar zor günlerde, kendilerine ihtiyaç duyulduğunda yanımızda olanlardır. 1999 Marmara Depreminde insanlar büyük felaketlerle karşılaştı. İnsanların birçoğu sevdiklerini, mallarını, işyerlerini, işlerini, evlerini… kaybettiler. Bir lokma ekmeğe muhtaç hale geldiler.

Marmara Depremini yaşamış bir lokantacı arkadaştan dinlemiştim: “ Depremin olduğu ilk günlerde biraz uğraşla lokantamı çalışır hale getirmiştim. Bir müşteri geldi ve bana:

“ – Ben Adapazarı’nın tanınmış zenginlerinden falan kişiyim. Depremde sahip olduğum binam yıkıldı. Bütün sevdiklerimi kaybettim. Binamın altında bulunan ve bütün sermayemi bağladığım galerimdeki bütün araçlar binanın altında kaldı. Canımdan başka bir şey kurtaramadım. Karnımı doyuracak kadar bile param yok. Zengin iken muhtaç duruma düştüm. Şu anda açım. Sana verebilecek hiç param yok. Karnımı doyuracak kadar yiyecek bir şeyler verirsen param olunca öderim; vermezsen sen bilirsin…”

Felaketler her an her insanın başına gelebilir. İnsanlar zengin iken ; bir anda fakir, sağlıklı iken hasta , güçlü iken zayıf düşebilir…

Bugün bu acıları;ülkelerindeki savaş dolayısıyla ülkemize sığınmak zorunda kalan Suriyeliler yaşamaktadır. Savaş dolayısıyla ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli insanları anlamak zorundayız. Hiç kimse evini, vatanını, sevdiklerini terk edip, vatanından uzak başka ülkelerde perişan olmak istemez. Hiç kimse başkalarına muhtaç olmak, verilecek bir parça ekmeğe, verilecek bir tas çorbaya muhtaç olarak yaşamak istemez.

Savaş dolayısıyla ülkelerinden ayrılıp Avrupa’ya iltica etmek isteyen savaş mağduru Suriyeli mültecilerin, Avrupa ülkelerindeki içler acısı dramlarını her gün televizyonlardan izliyoruz…

Onlar sevdiklerini kaybettiler. Saray gibi evlerini, makamlarını, mallarını, yurtlarını terk ederek sadece canlarını kurtarıp ülkemize sığındılar. Onlar” Muhacir” – zorunluluk dolayısıyla yurtlarını terk edip başka diyarlara sığınan insanlar- durumundalar. Bizler “Ensar”-ihtiyaç sahiplerine yardım eden, imkanlarını paylaşan- olmalıyız.

Bir an olsun, felakete uğramış olan insanların yerine kendimizi koyalım, biraz empati yapalım, aynı duruma biz düşseydik ne yapardık… Bundan yedi yıl önce böyle bir durumun yaşanacağı söylense kimse inanmazdı. Yardıma ihtiyacımız olduğunda birilerini yanımızda görmek istediğimiz gibi, başkalarının da yardıma ihtiyacı olduğunda onlar da bizleri yanlarında görmek isterler. Bir yakınımızın üzüntülü gününe veya mutlu gününe gitmesek; gözler bizleri arar, gitmememiz yıllarca unutulmaz…

Yapacağımız bir yardım insanların kırık gönüllerinde sevgiye ve teselliye sebep olur. Sevgi insan davranışlarının karşıya yansımasıdır. Ne ekersek onu biçeriz.

Felaketler dolayısıyla anne ve babasını kaybetmiş kimsesizlere sahip çıkmalıyız. Yetimin ve öksüzün başını okşamak, onlara yardım etmek ilahi bir görevdir.

“… İyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın; günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” (Maide, 5/2),

“O takva sahibi olanlar, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İmran suresi, 3/134)

“Allah adaleti, ihsanı (insanlara iyilik yapmayı) ve akrabaya yardım etmeyi emreder…” (Nahl Sûresi, 16/90)

“Herhangi birinize ölüm gelip de; ‘Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demesinden önce, size verdiğimiz rızktan harcayın.” (Münâfikûn Sûresi, 63/10)

Kardeşlik duygusunu tatmak, kardeşini , çıkar gözetmeksizin Allah için sevmek… ne büyük mutluluk. Kurtuluş Savaşımızda Pakistan’daki ve Afganistan’daki Müslümanlar eşlerinin bileklerindeki, boyunlarındaki altınları bize göndermediler mi?

Gün olur insanın her türlü yardıma ihtiyacı olur: Yardım her zaman maddi olmaz. Bazen insanların teselliye, morale ihtiyaçları olur. Bazen de bilgi paylaşımına ihtiyaçları olur. Yardım ve paylaşımlar karşılık beklemeksizin yapılmalıdır. Yapılacak bir yardım insanı mihnet ( borçlu imiş gibi hissettirme) altında bırakmamalıdır. Yardımla yoksullar korunur, hırsızlık, dilencilik gibi kötü işler yapılmasının önüne geçilir. Sevgi bağları güçlenir, dostluklar artar. Peygamber Efendimiz (asm); “Veren el alan elden üstündür.” buyurmuştur.

İnsanlar her türlü imkanları olmalarına rağmen bazen dostlarının yardımlarına ihtiyaç duyarlar. Düğün, sünnet, nikah gibi özel günlerde insanların yardımlaşması, sevinçleri paylaşması toplumsal barışı ve dostlukları güçlendirir. Hastalık ve ölüm gibi olaylarla karşılaştığımızda; hastaları ziyaret edip moral vermek, ölüm anlarında insanların üzüntülerini paylaşmak onları teselli etmek insanlar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir.

“Sadakanın efdali (en hayırlısı), vücudun tam olarak sıhhatte bulunup, mal canlısı olarak zenginlikten hoşlanıp fakirlikten korktuğun bir zamanda verdiğin sadakadır. Sen sadakanı, artık dünyadan umudunu kesip, ‘şu malım filanın, bu malım da falanındır. ’ diye vasiyet etmeye başladığın son döneme bırakma. Zira o vakit mal artık falan varisindir.” (Hadis-i Şerif)

Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazlasını Allah yolunda harcaman, senin için hayırlıdır. Onu hayra harcamayıp tutman da senin için kötüdür. (Hadis-i Şerif)

Sıkıntı ve darlık zamanlarında; kardeşlerinden yardım, anlayış ve sevgi gören insanlar arasındaki sevgi bağları güçlenir. Sıkıntılarından kurtulan insanlar, ihtiyaç sahibi insanlara yardım etmenin önemini anlarlar ve onlarda darda kalan insanlara yardım etmek isterler.

İflas etmiş, darda kalmış insanlara yardım etmek, imkanlar ölçüsünde borç vermek, insanı o sıkıntılı durumdan kurtarmak kardeşlik görevimiz olmalıdır. Bu tip yardımlaşmalar insanlar arasındaki dayanışmayı artırır. Toplumda “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindir” anlayışı hakim olmalıdır.Toplumun bireyleri arasındaki bağın güçlendirilmesi de toplumsal uyumun sağlanması için önemlidir.

Bu konuda peygamberimiz, “Her kim eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünya ve ahirette ona kolaylık gösterir.” buyurmuştur.

Dayanışma; İnsanların ortak ihtiyaçlarını temin etme; ortak düşman gibi tehlikelere veya doğal afetlere (yangın, sel, deprem, kuraklık…) karşı insanların güçlerini birleştirerek mücadele etmesidir.

Toplumu ilgilendiren tehlikelere karşı insanların tek yürek, tek bilek ve tek kalp olması belaların defedilmesini, zararın en aza indirilmesini ve mücadelede başarıya ulaşılmasını sağlar. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” “ Birlikten güç doğar” sözleri yaşanan tecrübelerin sonunda söylenmiş sözlerdir.

İnsanın yaratılış itibari ile yalnız yaşaması çok zordur. İnsanlar toplum içinde birlikte yaşamanın gereği olarak dayanışma ve yardımlaşmayı, birlikte iş yapmayı öğrenirler. İnsanlar dayanışma sayesinde daha çabuk ve daha çok iş yapabilir. Toplumsal dayanışma toplumun kurum ve kuruluşlarıyla ortak değerlerde birleşmesi ve birlikte hareket etmesidir.

İnsanlar çevresindeki tüm olaylardan direk veya dolaylı etkilenir. Yangın küçükken “bana ne beni ilgilendirmez” mantığı ile yangına müdahalede yardım edilmezse yangın büyür; herkesi yakabilir. Toplumun menfaatinin olduğu yerde kişilerin menfaatlerinden fedakarlık yapması da bir dayanışmadır.

İnsanların yardıma ihtiyaçları olduğu gibi devletlerin de yardıma ihtiyaçları olur. Kurtuluş savaşımız bu milletin özverili dayanışması ile kazanılmıştır. İnsanlara hakkı ve sabrı tavsiye etmek, onları kötülük yapmaktan alıkoymak da bir yardımlaşmadır. Üzüntüler paylaşmakla azalır. Sevinçler paylaşmakla çoğalır.

Önemli olan; kapalı kapılar arkasında yardıma ihtiyaçları oldukları halde utançlarından durumlarını kimselere açamayan insanlara yardım elimizi uzatmaktır. Kısaca kimsesizlerin kimi olabilmektir.
Hurşit Ekinci

(Toplam 113 , bugün 1 )